Yazmak Üzerine
"Güller açıp da kalbin pırpır ettiğinde gülümsemeni ver bana. Söylemen gereken bir şarkı varsa şimdi söyle. Güneşin battığında o şarkıyı söylemen için çok geç olacak. Şarkını söyle tam şuanda."
-Chicago Typewriter-
Haftanın ilk günü; dolu dolu geçen bir haftadan sonra poliklinik odamda ne yapacağıma karar veremez bir halde oturuyorum. Kafamda düşünceler bir düzene girmeyi bekliyor fakat odaklanamıyorum. Günlerdir ertelediğim gezi planına mı kafa yorsam, kitap mı okusam, tefsir dersi mi dinlesem, vize belgelerini mi toparlasam karar veremiyorum. En son bunların dışında bir şey yapıp yazmaya karar veriyorum. Her zamanki gibi konu belli değil içimden geldiği gibi. Blog yazayım derken günlük yazılarımı biraz ihmal ettiğimi farkediyorum. Kimse yokken onlar vardı ve onlar beni buralara kadar getirdi. Yazmak üzerine düşünüyorum. Ne büyülü bir eylem. Duygularını regüle ederken bir başkasının duygu dünyasına dokunuyorsun. Bir de dünyada kalıcı bir iz bırakıyorsun. Sen öldükten yüzlerce yıl sonra bile aynı duyguları yaşayan bir insana teselli oluyorsun, anlaşılmış hissettiriyorsun. Chicago Daktilosu adlı dizide "Yazmazsam hayaletten farkım olmayacak." diyordu başrol ve "Kafamı boşaltmak için yazmazsam deliririm." Yazarken düşüncelerin ve duyguların somutlaşıyor. İç dünyandaki karmaşıklığı anlamlandırmak ve çözebilmek kolaylaşıyor. Ne yazacağını bilmesen de kalemi eline alıp başladığında seni götürdüğü yerlere kendin bile şaşırıyorsun. O yüzden aklında bir şey olmasa da kalemi eline almak en büyük adım.
Yazılarımı başkaları ile paylaşırken en büyük çekingem; bir süre sonra kendim için değil, onların beğenilerini kazanmak için yazmaya başlamaktı. Bir de en zayıf duygularımı gören insanların, bu açıklığımı beni incitmek için kullanmalarından korkuyordum sanırım. 'Kolay tüketilen içerikler varken kim gelip benim yazımı okusun ki?' diye de ekliyordum bu kaygılarıma. Chicago Daktilosu'nda Ryu Soo-hyun, Han Se-ju’ya; 'Kalemin kılıçtan keskin olduğunu söylemiştin. Kalemini kadınların kalbini kazanmak veya şöhret için kullanma. Bu ülkenin kurtuluşu ve halkın acılarını dindirmek için yaz.' demişti. Baek Do-ha da aynı bağlamda sadece kalbinin sesini dinleyerek yazmasını öğütlemişti. Onların bu sözleri, yazmanın asıl amacını hatırlatan bir pusula gibiydi benim için.
Geçen hafta çok umutsuz hissettiğim bir gün dalgınca iş yerinin merdivenlerinden çıkarken hastalarımdan biri ile karşılaştım; yirmili yaşlarının başlarında bir genç. Halimi hatırımı sordu, sigara bırakma süreci gayet iyi ilerliyormuş sevindim onun adına. Sonra blog yazıyorsunuz dedi. Evet sen nereden biliyorsun diye karşılık verdim. İnstagram profilinize sabitlemişsiniz orada gördüm okudum tasavvuf anlayışınızı çok beğendim dedi. O kadar şaşırdım ve o kadar mutlu oldum ki; beni takip etmeyen birine bile ulaşması ve onda bir şeyler uyandırması çok hoşuma gitti. Ve yazmaya devam etmeye daha büyük bir heyecanla karar verdim. İşe yarar şeyler yazamasam da kalbimin sesini dinleyerek yazmaya devam etmeye karar verdim. En büyük eksiğim yazılarımı beslemesi için yeterince okumamam sanırım. Onu da yavaş yavaş halledeceğime inanıyorum. Yine aynı diziden bir alıntı ile bitireceğim. "Derler ki engelleri aşmazsan Tanrı bahşettiği yetenekleri geri alırmış."