Kendimin En İyi Versiyonu
Gökhan Ergür' ün İyileşme Mecburiyeti isimli yazısını okuyorum. Düştüğüm yanılgıları o kadar iyi özetlemiş ki. Kendimi daha kaygılı, daha depresif hissettiğim dönemlerde kendimi hasta imiş gibi etiketleyip bir an önce iyileşmeliyim yanılgısına düşmüştüm. Ve başımdan kötü bir şey geçtiğinde bir süre üzülüp yas tutacağım ve sonra bir gün gelecek ve her şey eskisi gibi olacak gibi. Tabii ki hiç bir şey öyle olmadı. Çünkü ben insandım ve bir matematiğim yoktu. Ama sanıyorum günümüzün hız dünyası bizi buna zorluyor. Çünkü en yakınların bile seni modu düşük olarak görmek istemiyor, hafif canın sıkkın görünsen ne oldu depresyona mı girdin diye etiketleniyorsun? Ve gerçekten depresyonda olsan bile bu süreç biraz uzun sürse insanlar bu da bir çıkamadı şu moddan gibi bakıyor. Çünkü seni sadece tüm etkinliklere evet diyen, tüm sohbetlere katılan, ortamı eğlendiren halinle görmek istiyorlar. Artık insanların hüzne zerre kadar tahammülü yok.
Geçenlerde aşure vermek için halama gittiğimde içeri girip biraz oturdum ona yoldaş olmak için ve iyiyim bir yaramazlık yok cevabını kabul ettim, iyi değilsin biliyorum, iyi olmak da zorunda değilsin diyemedim. İlk zamanlarda ne kadar içerlemiştim babam vefat ettiğinde birkaç ay sonra insanların her şey normalmiş gibi hayata devam etmesini, hatta benim halimi hatrımı soracak diye arıyor sandığım akrabalarım Covid' lerini sormak için aradıklarında ne kadar büyük hayal kırıklığına uğramıştım. O zaman da yaptığım en büyük hata güçlü görünmeye çalışmak ve her şey yolunda imiş gibi davranmak oldu.
"Çağımızda insan yalnızca çalışmak, üretmek, başarmak ve görünür olmak zorunda değildir. Aynı zamanda duygularını düzenlemeli, travmalarını çözmeli, sınır koymalı, öz şefkat geliştirmeli, kendisinin en iyi versiyonuna ulaşmalı ve bütün bunları mümkünse kimseye yük olmadan gerçekleştirmelidir. İdeal insan artık yalnızca sanatsal ve ekonomik anlamda üretken biri değildir; duygusal bakımdan da kendi kendine yeten, yaralarını hızla onaran ve ilişkilerinde daima doğru kararlar veren bir varlıktır.
Bu beklenti, iyileşmeyi ruhsal bir süreç olmaktan çıkarıp performansa dönüştürür." diyor yazısında Gökhan bey. Çağımız bize o kadar çok görev dayatıyor ki hep güçlü olmalıyız, hep görünür olmalıyız, yaralarımızı sarıp hemen ayağa kalkmalıyız. Ağlarsan zayıf ve güçsüzsün bu toplumda sana yer yok. Düştüysen hemen kalkman lazım. Bazen zorunda mıyım diyesim geliyor. Kemal Sayar Başı Sınuklar İçin Kılavuz' da " Koşmak zorunda değilsin, düşersen kalkmak zorunda değilsin. Düştüysen bir süre çayır çimenin tadını çıkar. Sana sürekli koşmanı söylüyorlar. Yarışmanı, birilerini arkada bırakmanı, ipi önce göğüslemeni bekliyorlar. Hep daha hızlı koşmanı istiyorlar. Bense sadece annenin çocukluğunda söylediği bir sözü hatırlatacağım: Koşma, düşersin!" diyor. Şuan sanırım çayır çimenin tadını çıkarmakla meşgulüm.Eskiden ne zaman bitecek, ne kadar sürecek dediğim süreci şuan akışına bıraktım ne kadar süreceği ne zaman biteceği umrumda değil. Artık sürecin bitmemesini başarısızlık olarak görmüyorum ya da bazen eski hatalara tekrar düşmeyi, bazen yerinde saymayı artık normal karşılıyorum. Ben insanım ve hayat bitirilmesi gereken görevler yeri değil. Yaşıyorum sadece. Gökhan bey bir de her duruma bir etiket her şeye psikolojik bir isim koymaya çalışmamızdan bahsetmiş. Birkaç saat önce bir arkadaşımla telefonda konuştum bazı sıkıntılarını paylaştı ve bu ne depresyon, ne de anksiyete bozukluğu dedi bu tükenmişlik sendromu dedi, düşününce yaşadığı durumu isimlendirmek zorunda hissetti. Gerçekten artık herşeyi kavramlar üzerinden konuşuyoruz ve bazen herşeyi gereksiz detaylandırdığımızı düşünüyorum. Mesela geçenlerde iş yerinde bir arkadaş okuduğu kitaptan bahsediyor şu durumlarda dopamin, şu durumda kortizol şu durumda oksitosin salgılanıyor diye anlatıyor ben de şu eksik onun için de şunları yapmam gerek diyor. Ben de dedim ki benim için ne zaman ne salgılandığını bilmenin çok bir önemi yok duyguyu yaşar geçerim kendimizi bu kadar da incelemek bana bazen fazla geliyor dedim. Artık ilişkiler de belli analizler etiketlemeler üzerinden ilerliyor şöyle mi davrandı kesin annesi ile sorunu var, bunu mu yaptı kesin kaçıngan bağlanıyor, öyle mi dedi kesin narsist. Bir insanı dümdüz sevemiyoruz artık. Bir insanı gerçekten tanımak; onun çelişkilerini, zaaflarını ve güzelliklerini zamanla keşfetmek günümüz insanı için fazla emek isteyen bir şey belki de. Karşımızdakini karmaşık bir "insan" olarak görmek yerine, analiz edilecek bir "vaka" olarak görmek daha kolay. Bu yapaylık sonucunda da birbirini gerçekten sevdiği için değil birbirini bir proje olarak gördüğü için beraber olan birlikteliklerin sayısının artması ve bunun sonucunda ortaya çıkan saçma durumların da isimlendirilmesi çok normal artık. Nereden nereye geldik. Kendi kendimle konuşurken bazen konu konuyu o kadar çok açıyor ki.Bugün vefat eden Kırmızılı Kadın'ı düşünüyorum bu satırları yazarken. Kimse ona 'kaçıngan bağlanıyor' ya da 'bu bir bağımlılık' demedi — o sadece sevdi, hiçbir teoriye ihtiyaç duymadan, ömür boyu. Belki de asıl mesele bu: bazı şeyler analiz edilmeden, sadece yaşanmalı. Allah rahmet eylesin."