Kutsal Bir Yolculuk Veyahut Kendi İçine Yolculuk
Bismillahirrahmanirrahim Nasıl başlasam bilemiyorum. Neyi nasıl anlatsam? Nasıl anlatırsam anlatayım bir şeyler hep eksik hep yarım kalacak gibi. Doğru düzgün manevi bir hazırlık yapamadan yolculuk günü gelip çatıyor. Son aylarım haysiyetle irtibatı kopuk bazı insanlara boş yere enerji tüketmekle geçtiği için asıl odaklanmam gereken şeylere odaklanamadım.
Yolculuk öncesi akşamı yine yoğun bakım kapısındayız. Bu kaçıncı yoğun bakım kapısı Allah' ım? Yine aynı şeyleri yaşayacağız biliyorum. Babamda yoğun bakım kapısı beklemek bile nasip olmamıştı. Ben bu acıyı biliyorum ve bu acıdan sonra hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını da. Ama şunu da biliyorum tüm bunlar olmasa şuanki sen olmayacaktın.
İlk durağımız Medine. Akşam ezanı vakti sokağa ilk çıkışımız, etrafta onlarca insan hepsi aynı yöne doğru gidiyor Mescid-i Nebevi' ye doğru. Bu an beni büyülüyor. Namaz vakti hayat durmuş ve tek odak var bu Türkiye' de hiç yaşayamayacağım bir duygu. Havada bir dinginlik, sakinlik var. Kalbim huzurla doluyor ve namaz sonrası içimden herkese dua etmek geliyor tüm dünyaya. Aklıma gelen tüm herkese uzun uzun dua ediyorum.
Medine' de başlıyor imanımı sorgulamalarım. Namaz' ı merkeze koymak yerine başka işlerin arasına sıkıştırdığım için utanıyorum. Tefsir derslerimiz başlıyor. Kur'an' ı rehber edinmem gerekirken ne kadar ihmal ettiğimi farkediyorum aynı zamanda siyeri de. O coğrafyayı, savaşların yapıldıkları yerleri görmek çekilen zorlukları daha iyi idrak etmemi sağlıyor. Neredeyse her derste kendi hayatıma rehber olacak bir şey buluyorum. Hocam benim yaşadıklarımı nereden biliyorsunuz? Hocanın Kur' an bize en ince detaylarda bile yol gösterir deyişi aklıma geliyor. Bana da yol gösteriyor. Her zorlukla beraber bir kolaylık olduğunu, Allah'ın verdiğinde de vermediğinde de bir hayır olduğunu bu yolculukta daha iyi idrak ediyorum. Ve Allah isterse üç yüz kişinin bin kişiye galip gelebileceğini de. Tüm zorluklar için tek reçete namaz ve dua bunu da kendime hatırlatıyorum.
Medine' nin sakin havasından Mekke' nin keşmekeşli atmosferine doğru yola çıkıyoruz. Yol uzunluğu ile sınanarak başlıyoruz zorluklara. Akşam biraz dinlendikten sonra ilk umremizi yapmak için yola koyuluyoruz. Kabe' yi ilk kez görecek olmanın heyecanı var içimde. Kabe' yi ilk gördüğümüzde yapılan dua kabul edilirmiş. Başlarımız öne eğik kapıdan giriyoruz. Başımı kaldırıyorum ve karşımda ışıl ışıl Kabe. Kelimelerle tarif edilemeyecek kadar büyülü bir an. Planladığım dua yerine başka bir dua geliyor aklıma bu da bir nasip.
Mekke dolu dolu bir o kadar da yorucu geçiyor. Otele gitsen aklın Kabe' de kalıyor gitmesen yeterince dinlenemiyorsun vücut direncin düşüyor. Buradaki ibadetler bir nevi mahşer provası gibi. Bunu düşünmek içimi ürpertiyor. Ne kadar da hazırlıksızım. Tefsir derslerimiz burda da devam ediyor. Allah burayı bize nasip ederek belki de yeniden başlamımızı istiyor diyor hoca; belki de daha iyi bir kul olmamızı istiyor. Sürekli yeniden başlamaya çalışan bir insan olarak ilk kez gerçekten yeniden başlıyor gibi hissediyorum ama bu hissi döndüğümde kaybetmekten çok korkuyorum.
Bazı güzel anlar yaşanıyor. Müslümanların kardeş olduğunu orda çok iyi hissediyorum. Benim için en unutulmaz an sanırım önümde annesi ile yürüyen 3-4 yaşlarındaki kız çocuğuna balon verdiğimde arkasını dönüp kocaman gülümsemesi; o mutluluğu gözümün önünden gitmiyor. Allah beni sırf bu çocuğu mutlu edeyim diye bile çağırmış olabilir diye düşünüyorum :) Yine kapıdaki kontrol görevlisi kadının neşeli sesi ile aşkım aşkım Türkiye demesi hoş anılardan biri :) Türkçe' yi de öğrenmişler maşallah zemzem görevlilerinden her gün Allah kabul etsin anne bana da dua et sözlerini duyuyoruz :) Askerler sayesinde lügatımızda yeni bir deyiş de var: Yallah Hacı :)
Ayın 9' u gecesi Kabe' de sabahlıyoruz. Gelir gelmez uyuyoruz uyandığımda çok geç olmuş, kahvaltıyı kaçırmışız, ders başlamak üzere; telefona bakıyorum bir sürü çağrı, korktuğum şey olmuş diye düşünüyorum. İnterneti açıyorum bir sürü mesaj, arama hepsi aynı haberi veriyor. Üzülüyorum ama bir teslimiyet de var. Allah bizim için en hayırlı olanı biliyor diye düşünüyorum. İyi ki ahiret var.
Türkiye' ye dönüyoruz ve ilk günden güzel sürprizler beni karşılıyor. Hollanda değişim programına kabul alıyorum. Bu kadar kısa sürede vizeyi nasıl halledeceğim derken ilk denemede vize randevusu buluyorum. Olağanüstü anlar yaşanıyor :) Allah'ın her zorlukla beraber bir kolaylık vaadinin hayatımdaki somut karşılığını görüyorum. Sevgili umre arkadaşım haklıymış umre bereketi diye bir şey varmış. Allah' ım sürprizlerin de çok güzel.
Bu arada mahkeme sonucu da geliyor. O kadar yok sayıyorum ki bu konuyu çoktan unutmuşum bile. Mahkeme kovuşturmaya yer yok dese de Allah' ın adaletine güvenim tam. Bu yolculuk bana bunu da çok güzel bir şekilde hatırlattı.
Peygamber Efendimiz (sav) gibi veda hutbesi ile bitirmek istiyorum: "Ey insanlar! Rabbiniz birdir, babanız birdir. Hepiniz Adem'in çocuklarısınız, Adem ise topraktandır. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın Arab'a, beyazın siyaha, siyahın da beyaza bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvadadır (Allah’a karşı gelmekten sakınmaktadır)." "Size iki şey bırakıyorum ki, onlara sımsıkı sarıldıkça yolunuzu şaşırmazsınız: Allah’ın kitabı Kur’an ve Resulü’nün sünneti."