Contact🐼

When the Weather is Fine

Her Şey Naylondandı O Kadar

"Halbuki korkulacak hiçbir şey yoktu ortalıkta Her şey naylondandı o kadar" Turgut Uyar, Geyikli Gece

Güneydoğu gezisinden dönmüşüz. Bir saniyesinde bile kendimle kalamadığım bir haftanın sonunda, yine yazmanın kalesine sığınıyorum. Benim geyikli gecem de tam olarak burası. Keşke herkes kendi geyikli gecesini keşfedebilse; belki şu naylonluktan biraz da olsa kurtuluruz.

Nöbetler ve Covid dönemi hariç ailemden uzak geçirdiğim ilk bayram, muhtemelen de son bayram olacak. Tuhaf bir şekilde huzursuz hissediyorum; belki de bayram ruhunu yaşamamanın verdiği bir suçluluk hissi. Her ne kadar bayramları sevmesem de, bayramlar bana garipliğimi hatırlatsa da bu ruhu, bu şölen havasını yaşatmamız gerekiyor; onu anlıyorum. Yoksa çok yakın zamanda kendi kimliğimize ait hiçbir şey kalmayacak.

Toplumca bir çürüme içindeyiz; sorgulamadan bize dayatılan kimliklerin içine giriyoruz. Her ne hikmetse hepimiz aynı yiyeceklerden, aynı giyeceklerden, aynı mekanlardan hatta aynı erkek veya kadınlardan hoşlanıyoruz. Ve tüm bunları yaparken de hep bir görülme, beğenilme arzusu içindeyiz. Yalnızlığımızı, ruhumuzun boşluklarını bu sahte haz kaynakları ile dolduruyoruz. Sürekli etkileşim içinde olmak; gerçekte ne kadar yalnız olduğumuzu, ne kadar az sahici dosta sahip olduğumuzu unutturuyor belki de.

Gezi, etrafı hayretle izlemekle geçiyor benim için. Aslında biraz hüzünlü başlıyor ilk durağımız Malatya; Gürün ve Darende’ye uğradıktan sonra Malatya merkeze konaklama için geçiyoruz. Merkezde gezilecek yer var mı diye sorduğumuzda aldığımız cevap hep aynı: “Merkezde inşaattan başka bir şey göremezsiniz.” Bizim çoktan unuttuğumuz deprem, bazı insanların hala gerçeği. İnsanoğlu çok unutkan ve çok gafil. Kendimden utanarak yola devam ediyorum.

Diyarbakır sonraki durak; oradaki insan yoğunluğu başımı döndürüyor. İğne atsan yere düşmez bir kalabalık, kendimi bir an İstanbul İstiklal’de yürüyormuş gibi hissediyorum; bu duruma çok şaşkınım, sanki tüm Türkiye Güneydoğu’ya akın etmiş gibi. Yol tarifi sorduğumuz kadının bize “Misafirsiniz” diyerek su alıp ikram etmesi, insanlığa dair ümidimi canlı tutabilmemi sağlayan nadir anlardan.

Gezi boyunca sosyal medyanın dünyamızı nasıl şekillendirdiğine hayretle şahit oluyorum. Sosyal medyada popüler olan mekanlar dolmuş taşıyor, insanlar yemek yemek için kuyrukta bekliyor; halbuki bir yandaki restorana gitse rahat rahat yemek yiyebilecek. Manevi huzur bulmam gereken mekanlarda kalabalıktan dolayı hiçbir şey anlamıyorum. Her yerde fotoğraf çekinen insanlar görmek ruhumu sıkıyor. “Arkadaşlar, şu an nerede olduğunuzun farkında mısınız?” diye bağırasım geliyor, özellikle Balıklıgöl’de iken. Hz. İbrahim balta ile kırılamayan putlar ürettiğimizi görse, eminim hayrete düşerdi. Özellikle Eski Mardin ve Urfa sokaklarında o tarihi dokuyu boğan bir kirlilik, bir çirkinlik hakim.Mardin Kapı benim için hiç şen olmuyor, ne yalan söyleyeyim. Urfa’da şehrin göbeğinde, müzenin yanında atlar görüyoruz. Doğal ortamlarından koparılıp, birkaç karelik sosyal medya pozu için betonun üzerinde eziyet edilen, ruhu yorgun atlar...

Şehrin güvensizlik seviyesini şöyle tarif edeyim: Yolun ortasında elinde kalaşnikoflu çocuk görüyoruz. Ortam beni öylesine huzursuz ediyor ki, Balıklıgöl’de kaybolmuş bir kız çocuğu bulduğumuzda güvenliğe bile teslim etmeye gönlüm el vermiyor. Bizimkiler çocukla beraber güvenlik kulübesinde beklerken o karmaşada gidip bir de polis bulup getiriyorum. Şehir, gezi rotası olmaktan çıkıp her an tetikte olmam gereken bir ortama dönüşüyor benim için.

Bu bir haftalık sürede sosyal medyaya çok az giriyorum, kendi gezimle alakalı da fotoğraf paylaşmak içimden gelmiyor. Sosyal medyanın sahteliği son zamanlarda beni daha da çok irrite ediyor. Son zamanlarda sık sık kendime, “Ben bu platformda ne yapıyorum?” diye soruyorum. İnsanların hayatlarının en ince ayrıntısına kadar şahit olmak, zaman zaman onlar hakkında zanna sürüklenmemize sebep oluyor. Tüm bunlar beni dehşete düşürüyor. Sahi, biz ne yapıyoruz?

Şehrin gürültüsünü, beton yığınları arasına sıkışmış sahteliği geride bırakıp, geyikli gecede kalmada karar kılıyorum.

İyi geceler🌙

“Uzanıp kendi yanaklarımdan öpüyorum.”(Turgut Uyar, Geyikli Gece)