Contact

When the Weather is Fine

Bayram, Bağlar ve Sınırlar

Bayramın 2. gecesinden merhaba. Bayramları sevmiyorum. Geçen ders Phyllis bayramla ilgili konuşturmaya çalıştı pek coşkulu olmadığımı görünce sevmediğin bir konu olursa beni uyar diyip özür diledi. Evet sevmiyorum, bayramın tek sevdiğim kısmı çocukları sevindirmek. Gözlerinde o coşku, o sevinci görmek paha biçilemez. Bu bayram uzun süredir ihmal ettiğim bir şeyi yaptım arefe günü mezarlıkta çocuklara dağıtmak için hediye paketleri hazırladım.Içlerine şeker, çikolata,para ve balon koydum. Insan ancak ötekini mutlu ettiğinde gerçekten mutlu olabiliyor. Bayramları neden sevmiyorum diye düşünüyorum. Çünkü normalde gerçek anlamda bir bağın, yakınlığın olmadığı kişilerle bayram ziyareti adı altında muhatap olmak zorunda kalıyorsun. Bir yıldır hiç görüşmemişsin, hatta belki seni görünce yolunu değiştirmiş kişilere sırf bayram diye hal hatır soruyorsun. Bu sahteliği sevmiyorum. Gerçekten bir yakınlığımız varsa zor günümde nerde idin? Yoksa da şuan neden evimdesin? Bir akrabamız ziyaret esnasında eski komşulukların, akrabalıkların olmadığında yakınıyor. Ama ben eskide de insanların gerçekten samimi duygular beslediği için yakın olduklarını düşünmüyorum. Bence yeni neslin sınır koyma yeteneği daha fazla, kendine verdiği değer daha fazla. Buna bireysellik ya da bencillik diyebilir belki eskiler ama kendi değerini bilmeden, benliğinin farkında olmadan hep başkasına fayda sağlamaya çalışarak kendini tüketmekten daha iyidir. Anlam veremediğim bir diğer husus insanlar birbirlerinin yüzüne gülerken nasıl birbirlerinin arkalarından konuşabildiği. Buna artık üst nesilden çok aşinayım zaten akraba sevmeme sebebimin birinci nedeni bu sanırım. Ama yakın sandığım arkadaşlarım bunu yapınca çok şaşırmıştım. Bir çeliski vardı bilmem kaç yıllık dostum, en yakın arkadaşım diye pozlar veriliyordu ama aynı zamanda o kişinin evliliği, zayıf yönleri, belki aramızda kalsın dediği konular hiç düşünmeden başkaları ile konuşuluyordu. Ben sanırım sevdiğim insanlara kötü niyeti hiç yakıştıramadığım ya da herkesi hep tanıdığım saflıklarında kaldıklarını düşündüğüm için bir şekilde tolere ediyordum. Yeni yeni farkediyorum insanlar gayet de taban tabana zıt bir karaktere dönüşebiliyor. Sadece bir zamanlar kurduğun temiz bağların hatrına ipler çok incelse bile koparmamayı seçiyorsun. Ama bazı bağlar kopmalı, bazı sınırlar çizilmeli. Aksi takdirde bir süre sonra hiç farketmeden kendini onlara dönüşürken bulabilirsin. Bazen kalbimin fazlaca kirlendiğini düşünüyorum. Şöyle çıkarıp güzelce yıkayabilsek ne güzel olurdu. Ama bunun da bir yolu var aslında iyilerle beraber olmak, iyi sözler söylemek, iyi kitaplar okumak, her koşulda iyi düşünmek. Gıybeti bırakıp hüsnüzannı artırsak bir çok şey hallolur gibi aslında. Peygamber Efendimizin 'Kalbini açıp baktın mı?' diye uyardığı o hassas çizgide, biz bugün hiç düşünmeden yargısız infazlar yapıyoruz. İnsanların iç dünyasını, o anki mecburiyetlerini bilmeden hükümler veriyor, kalplerini kırıyoruz. Yine konu nereden nereye geldi. Belki de bişeyleri değiştirebiliriz küçük dokunuşlarla. Her şeye rağmen iyilik ve iyi insanlar var ve hep var olacak. Allah hepimizi iyilerle karşılaştırsın ve iyilerle yaşatsın. Iyi geceler :)